25 Ağustos 2007 Cumartesi
İstanbul Park’ta yarış en iyi nereden izlenir?
Şampiyonluk düğümü İstanbul’da çözülecek
Hollandalı ırkçı liderin kızdıran densizliği
Hollanda'da Kuran'ın yasaklanmasını istediğini söyleyerek tepki çeken aşırı sağcı Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders şimdi de İslam'ı karalama kampanyasına Türkiye'yi dahil etti. Parti bünyesinde "Anti-İslam Kursu" isimli girişimi başlatan Wilders hazırlattığı afiş ve broşürlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı da Nazi kostümü içinde ve Nazi selamı verirken gösterdi! Wilders, Kuran'ı Adolf Hitler'in "Kavgam" kitabına benzetiyor ve yasaklanmasını istiyor. Bu amaçla hazırlanan dokümanlarda da İslam "şiddet içeren bir din" olarak gösteriliyor. Karikatürlerde camide namaz kılan cemaat Nazi selamı veriyor. Kuran'ın camilerde okutulmasının sakıncalı olduğu savunuluyor, yeni camilerin yapımına izin verilmemesi isteniyor. İNANÇLI OLDUĞU İÇİN HEDEF Başbakan Erdoğan'a hakaret eden afişlerin kendisine de gönderildiğini belirten Türk kökenli Senatör Yıldırım "İslam karşıtlığını yaymak için hazırlanıyor. Bana da gönderdiler. İslam karşıtı bir kurs gibi çalışıyor. Ders kitapları gibi dokümanlar hazırlıyorlar" dedi. Başbakan Erdoğan'ın da "AB'ye girmek isteyen inançlı bir lider olması" nedeniyle broşürlerde yer aldığını belirtti.
Hamileyken sevişmek kadını doğuma hazırlar
Hamilelik döneminde seks yapmak çocuk sağlığını riske atar mı? Cinsel ilişki nasıl gerçekleşmeli ki, çocuk zarar görmesin? Bu konuda çiftlere (erkeklere ve kadınlara) ne tavsiye edersiniz? Hamilelik döneminde bazıları anal seksi tercih eder; sizce bu doğru mu? G.U./Ankara amilelik sırasında seks yapma isteği; genellikle birinci üç ayda azalır, ikinci üç ayda artar ve üçüncü üç ayda ise yine düşüş gösterir. Normal bir hamilelik sırasında seks yapmak çocuk sağlığını olumsuz etkilemez. Ancak beklenmeyen bir kanama olması, düşük tehlikesi ve birden fazla bebek beklemek gibi bazı durumlarda cinsel ilişkiye girmemenizde fayda var. KADIN ÜSTTE OLMALI Bu durumda cinsel birleşme söz konusu olmadan birbirinize yine de yaklaşabilirsiniz. Ama bu konudaki tek sözü düzenli kontrollerinizi yapan jinekoloğunuzun söylemesi gerektiğini asla unutmayın. Hamilelik döneminizde çift olarak cinsel ilişkinizi sağlıklı bir şekilde sürdürebilmeniz için; kadının eşinin üzerine oturduğu pozisyon ya da erkeğin yandan yaklaşması gibi pozisyonlar deneyin. Seksi; duygu ve dokunma yoğunluğu içinde yaşamaya çalışın, aklınıza kötü düşünceler getirmeyin ve olumlu düşünün. Ayrıca anne-baba olma duygusunun ilişkiniz üzerinde yaratabileceği gerginliği fark edin, her türlü sorunu açıkça konuşun ve yaratıcı olun. Çünkü sevişmek, bedensel olarak doğuma iyi bir şekilde hazırlanmanıza yardımcı olacaktır. Öte yandan birçok hamile kadında klitoris büyüdüğü ve uyarılma daha çabuk gerçekleştiği için anal seksi tavsiye etmem. H
Okulların açılacağı hafta yol çalışmaları duracak
Nedensiz karın ağrısı korkunun belirtisi
Okula adapte olamayan çocukların bazılarında "okul korkusu" diyebileceğimiz bir sorun ortaya çıkar. Çocuk okula gitme konusunda isteksizlik gösterebilir. Hatta, kimi çocuklarda çok sık ağlamalar veya sabah okula giderken huysuzlanma, inatçılık yapma gibi şikayetler görülebilir. Okul korkusu bazı çocuklarda kusma, mide bulantısı, karın ağrısı, baş ağrısı ya da uykusuzluk gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Anne-babaların okula yeni başlayan çocuklarında gördükleri bu tip belirtileri yalnızca fiziksel bir rahatsızlık olarak değerlendirmemeleri, bunun okula adaptasyon güçlüğü nedeniyle ortaya çıkabilen psikolojik bir sorun da olabileceğini göz önünde bulundurmaları gerekir. KURALLARA UYMAMA Bunun dışında, okula gitme konusunda bir sorun yaşamadığı halde, okuldaki düzene uyum sağlamak konusunda sorun yaşayan çocuklar da vardır. Bu tip çocuklar okuldaki kurallara uyum sağlamada sorun yaşarlar. Bu davranışlarının altında aileye karşı öfke ve güvensizliği ifade etme isteği yatıyor olabilir. Ancak, gerek okul korkusu gerekse okul uyumsuzluğu konularında aile bir uzmandan yardım almalıdır. Çünkü okul yaşamının başlangıç döneminde bu tip sorunlar yaşayan çocukların tüm öğrenim yaşamları olumsuz etkilenebilir. Ayrıca, tamamen bu soruna bağlı olarak bir takım psikolojik sorunlar da ortaya çıkabilir.
Türk Telekom'da grev kararı kesinleşti
MySpace ABD'li Başkan adaylarını ağırlayacak
İtalyan tenor Pavarotti taburcu oldu
İtalyan tenor Luciano Pavarotti'nin, pankreas kanseriyle ilgili tahlillerinin ve tedavisinin tamamlanmasından sonra hastaneden taburcu olduğu bildirildi.Pavarotti'nin doğum yeri Modena'da 8 Ağustosta kaldırıldığı hastanenin sözcüsü, 2 haftadır hastanede yatan ünlü tenorun bugün taburcu edildiğini söyledi.71 yaşındaki Pavarotti, New York'taki bir hastanede geçen yıl temmuzda pankreas kanseri nedeniyle ameliyat olmuştu. Pavarotti, 8 Ağustosta yüksek ateş teşhisiyle Modena hastanesine kaldırılmıştı.
Dünyada Çankaya yorumları
Türkiye'deki Cumhurbaşkanı seçimlerini dünya da yakından izliyor. Cumhurbaşkanı seçimlerinin ilk turuna olduğu kadar ikinci turuna da geniş yer veren uluslararası basın kuruluşları, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Cumhurbaşkanı seçilmek için gelecek haftayı beklemesi gerektiği değerlendirmesinde bulundu.EURONEWS: "GÜL GELECEK HAFTAYA KADAR BEKLEMELİ"Euronews kanalı, ikinci turda da üçte iki çoğunluğu sağlayamayan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmek için gelecek haftayı beklemesi gerektiğini kaydetti. Haberde, üçüncü turda salt çoğunluğun sağlanmasının yeterli olduğu hatırlatıldı.BBC: "ORDU İZLİYOR"İngiliz yayın kuruluşu BBC, Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turunda da bir sonuç çıkmadığını yazdı. Gül'ün üçüncü turda seçilmesinin beklendiği kaydedilen haberde, Gül'ün adaylığının son derece tartışma yarattığına dikkat çekildi. Haberde, ordunun gelişmeleri izlediği de ifade edildi.VOA: "GÜL YETERLİ ÇOĞUNLUĞU ALAMADI"Amerika'nın Sesi radyosu, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ikinci turda da Cumhurbaşkanı seçilmek için yeterli oyu alamadığını vurguladı. Haberde, Türkiye'deki laiklerin dindar bir Müslüman olan Gül'ün laik prensiplere zarar vereceğinden korktuğu Gül'ün ise laikliği koruyacağı mesajı verdiği belirtildi.GUARDIAN: "TÜRK MECLİSİ CUMHURBAŞKANI SEÇİMİNE KİLİTLENDİ"Guardian gazetesi, Abdullah Gül'ün ikinci kez üçte iki çoğunluğu sağlamakta başarısız olduğunu ancak üçüncü turda Cumhurbaşkanı seçilmesinin beklendiğini yazdı. Haberde, Gül'ün saygı duyulan bir diplomat olduğu ifade edildi.NYT: "GÜL'ÜN GELECEK HAFTA SEÇİLMESİ BEKLENİYOR"New York Times gazetesi, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ikinci turda da seçilemediği ancak salt çoğunluğun aranacağı üçüncü turda Cumhurbaşkanı olmasının beklendiğini yazdı.FT: "GÜL BEKLEMEDE"Financial Times gazetesi de Dışişleri Bakanı Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmek için beklemede olduğu değerlendirmesinde bulundu. Haberde, Hayrünnisa Gül'ün Türkiye'deki türbanlı ilk Cumhurbaşkanı eşi olacağına dikkat çekildi.(ANKA)
"Anayasa'yı halk oylamasına sunacağız"
Geri gel Emre
Galatasaray Başkan Yardımcısı Adnan Polat, eski futbolcuları Emre Belözoğlu'na "Geri dön" çağrısında bulundu. Polat, A Milli Futbol Takımımız'ın Romanya ile oynadığı maçın dönüşünde konuştuğu Emre'ye, "Bu sezon iyi bir takım kurduk. Daha da güçlenmeyi ve Avrupa'da yeniden söz sahibi olan bir ekip haline gelmeyi hedefliyoruz. Ve bu kadroda seni de görmek istiyoruz. Çünkü burası senin yuvan. Ocak ayında seni Galatasaray'a alacağım. Buna hazır ol" dedi.ÖNCE İSTEKSİZDİ Önceleri kendisine Fenerbahçe ve Galatasaray'dan gelen tekliflere "Türkiye'ye dönmem. Avrupa'da yapacağım işler bitmedi" diyerek burun kıvıran ancak son dönemde Avrupa'da sürdürmek istediği kariyerinde gerileme yaşayan Emre Belözoğlu, bu kez öneriye sıcak yaklaştı. "BENDE EMEĞİNİZ ÇOK FAZLA" İngiltere'nin Newcastle United takımının kadrosunda yer alan fakat siyahbeyazlı ekibin teknik patronu Sam Allardyce'ın kafasındaki ilk 11'inde yer almayan milli futbolcu, Galatasaray Başkan Yardımcısı Adnan Polat'a, "Beni küçücük bir çocukken Zeytinburnu'ndan Galatasaray'a siz getirdiniz. Bugün bu noktaya gelmemde büyük emeğiniz var. Ne zaman isterseniz dönmeye hazırım" cevabını verdi. Taraflar, önümüzdeki ocak ayında bir kez daha görüşmek üzere sözleşti. Böylece 2001 yılında, henüz 21 yaşındayken yuvadan uçarak İtalya'nın Inter takımına giden ve Avrupa'daki kariyerine start veren Emre Belözoğlu'na Florya'ya dönüş yolu göründü. l
Yayın tarihi: 25 Ağustos 2007, CumartesiWeb adresi: http://www.sabah.com.tr/2007/08/25//haber,EF1BD377CCF04636A4A3B5693AA994EB.htmlTüm hakları saklıdır.Copyright © 2003-2007, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Dev buluşma
Siyah-beyazlı camiada gündeme bomba gibi düşecek bir buluşma dün yaşandı. Beşiktaş'ın Onursal Başkanı Süleyman Seba ile camianın önde gelen ismi, Yıldırım Demirören yönetiminin eski ikinci başkanı Murat Aksu dün Hilton Parksa Oteli'nde bir araya geldiler. 4 saat süren yemekli toplantıda ikilinin gündemi tabii ki Beşiktaş'tı... Uzun süredir Beşiktaş'ta yaşanan gelişmeleri yakından takip ettiği bilinen Seba ile, adı Beşiktaş Başkanlığı için geçen Aksu'nun buluşmasında kongre üyesi Kaan Arık da hazır bulundu. Seba ve Aksu'nun görüşmesi camiadaki kulisleri de hareketlendirdi. Yemeğin zamanlaması, "Murat Aksu, Beşiktaş Başkanlığına mı soyunuyor?" yorumlarına neden oldu.SEBA, DEMİRÖREN'E ÇIKIŞMIŞTI Özellikle Fulya gelirlerinin kırdırılması konusunda camiada Demirören'e muhalefetin arttığı biliniyor. Bu tepkilerin oluştuğu dönemde Aksu-Seba ile buluşması manidar bulundu. Seba daha önce de, 4 Mart'ta yapılan Divan Kurulu seçimlerinde karşılaştığı baba Erdoğan Demirören'e "Ne olacak bu Beşiktaş'ın hali" diye sorararak gündeme gelmişti
Elvan'dan gümüş madalya
11. Dünya Atletizm Şampiyonası'nda milli atlet Elvan Abeylegesse, bayanlar 10 bin metrede ikinci olarak gümüş madalyanın sahibi oldu.Japonya'nın Osaka kentinde bugün başlayan atletizm şampiyonasında 10 bin metrede mücadele eden Elvan, 31 dakika 59.40 saniyelik derecesiyle dünya ikincisi oldu ve gümüş madalya kazandı.Yarışın bitimine 5 tur kala atak yapan ve ilk sıraya yükselen Elvan, son tura girilirken Etiyopyalı Tirunesh Dibaba'nın atağına cevap veremeyince altın madalyadan oldu. Elvan, böylece atletizm şampiyonasının ilk gününde Türkiye'ye ilk madalyasını kazandırdı.10 bin metrede Tirunesh Dibaba 31 dakika 55.44 saniyelik derecesiyle altın madalyaya uzanırken, ABD'li Kara Goucher, 32 dakika 02.05'lik derecesiyle bronz madalyanın sahibi oldu.Altın madalya kazanan Dibaba, 2005 yılında Helsinki'de yapılan dünya şampiyonasında da hem 5 bin metrede hem de 10 bin metrede altın madalya kazanmayı bilmişti.
Fazıl Say Fenerbahçe Senfonisi
Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say, Fenerbahçe Spor Klübü'nün 100. yıl kutlamaları nedeniyle bestelediği 'Fenerbahçe Senfonisi' ile sanatseverlerin karşısına çıkıyor.İstanbul'da düzenlenen prömiyeri çok ses getirmişti.
Fazıl Say Fenerbahçe Senfonisi
tarih : 25 Ağustos Cumartesi, 21:30 mekan : Bodrum Antik Tiyatro
THY'de Ramazan indirimi
THY Basın Müşavirliğinden yapılan yazılı açıklamada, THY yolcularının, 13 Eylül-11 Ekim 2007 tarihleri arasında, Atatürk Havalimanı, Sabiha Gökçen Havalimanı ve Ankara Esenboğa Havalimanı'ndan Ercan Havalimanı dahil tüm iç hat noktalarına vergiler dahil tek yön 79 YTL'den, gidiş-dönüş 143 YTL'den başlayan fiyatlarla uçabilecekleri belirtildi. Açıklamada, Ramazan fırsatından yararlanmak isteyenlerin ayrıntılı bilgiyi THY satış ofislerinden ve 444 0 849 numaralı çağrı merkezi ile ''www.thy.com'' internet adresinden öğrenebilecekleri kaydedildi
Tek tuşla eve bikini servisi
Tatile gideceksiniz ve alışveriş yapmanız lazım. Her şeyden önce de bir bikini/mayoya ihtiyacınız var. Ama işler de öyle birikti ki çarşı pazar dolaşacak vaktiniz yok. O zaman tek çare kalıyor; alışverişinizi internetten yapmak. Masanızdan bile kalkmadan, yaz sezonunun en güzel tasarımları arasından, zevkinize uygun olanı seçip verdiğiniz adrese teslim edilmesini bekliyorsunuz sadece... TÜRK İŞİ BİKİNİ Bakabileceğiniz internet sitelerinin başında www.estore. com geliyor. Sitede, Türk tasarımcıların elinden çıkan, her biri özgün tasarım ürünü OYE bikinilerini bulabilirsiniz. OYE markası, bugüne kadar Türkiye'de sadece Beymen mağazalarında satılıyordu. Türk tasarımcıların yarattığı bikiniler, ilginç modelleriyle dikkat çekiyor. Ayrıca www.ayyildiz.com.tr, www.zekitriko.com.tr internet adreslerinden de, bu markaların her ürününü kredi kartıyla satın almak mümkün. Seçeceğiniz bikini ve mayolarda indirim zamanını da takip edebilirsiniz. Tabii kredi kartına taksit seçeneğinden de yararlanabilirsiniz.Sabah
'Türkiye'de Kuzey Irak'ı vuruyor'
Irak Devlet Başkanı Celal Talabani’ye bağlı Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin internet sitesi, İran’dan sonra Türkiye’nin de Kuzey Irak’ı vurduğunu iddia etti. Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) internet sitesinde yer alan iddiada, Kuzey Irak sınır hattındaki Türk askerlerinin terör örgütü PKK kamplarını yeniden bombalamaya başladığı öne sürüldü. Haberde Türk topçularının Zaho kırsalındaki Haftanin bölgesini şiddetli biçimde bombaladığı ifade edildi. KYB’nin sitesinde “Sınır ötesi operasyon için uzun bir süreden beridir Kuzey Irak sınırlarının bir çok noktasında büyük bir askeri güç bulunduran Türk Silahlı Kuvvetleri’ninö PKK’lı teröristlerin bulunduğu tahmin edilen Haftanin dağı ile Pusağa vadisini top ateşine tuttuğu savunuldu. Gece geç saatte başlayan ve sabaha kadar belirli aralıklarla devam ettiği belirtilen bombardımanına bazı yerleşim alanlarının da hedef olduğu iddia edildi. KYB: “İRAN KANDİL’İ TEKRAR VURMAYA BAŞLADI" KYB’nin sitesi ayrıca İran’ın, PKK ile PJAK üyesi teröristlerin bulunduğu Kandil ve Hakurk dağlarını 40 saat aradan sonra yeniden bombalamaya başladığını savundu. KYB, İran ordusunun Hakurk’dan Kandil dağına uzanan sınır hattının yaklaşık 20 kilometrelik büyük bir alanı ağır silahlarla kuşattığını öne sürdü.ANKA
GÜL ARTIK İNGİLİZCE KONUŞMAYACAK
Bir süredir tüm dikkatimizi Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün nasıl bir Cumhurbaşkanı olacağı üzerine yoğunlaştırmış durumdayız. Yaptığı açıklamalara bu nedenle derinlemesine bakmaya çalışıyor, vereceği her türlü sinyali bu bağlamda değerlendirmeye gayret ediyoruz. Gerek kendisiyle aynı ortamı paylaştığımız zamanlardaki sözlerine gerekse kendi temaslarındaki tutumlarına odaklanmış durumdayız. Son iki günlük manşetimizde “Modelim Özal” ve “Belgeselini hazırlattı” haberlerimizi bu anlamda önemli görüyorum. Şimdi, 14 Ağustos’a dönelim. Yer, Dışişleri Bakanlığı konutu... Dışişleri Bakanı Gül, yabancı medya mensuplarıyla bir sohbet toplantısı düzenliyor. Bir gün öncesinde AK Parti MYK toplantısı yapılmış, Başbakan Erdoğan “adayımız Gül’dür” açıklamasını parti kurmaylarına duyurmuştu. Gül ertesi gün, diğer partilere ziyaretler gerçekleştirip, Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Burada Anayasa’nın temel ilkelerine ilişkin güvence verdi. Ardından resmen adaylık başvurusunu yaptı. İşte, dünyanın önde gelen medya kuruluşlarının temsilcileriyle buluşma, böylesine yoğun ve hareketli günün akşamında gerçekleşti.Gül konuşmasına başlarken İngilizce olarak konuklarını selamladı, sonra “izninizle, konuşmamı Türkçe yapacağım. Çünkü artık Cumhurbaşkanı adayıyım” dedi. Gül o andan itibaren bütün açıklamalarını Türkçe olarak yaptı ve sözlerini yabancı medyaya tercümanlar aracılığı ile aktardı. Oysa 4.5 yıldır içeride-dışarıda pek çok temasını yakından izlediğimiz Gül, böyle ortamlarda İngilizce konuşmayı tercih ediyordu. Hele bulunduğu yerde yalnızca yabancı basın varsa mutlaka İngilizce konuşuyordu. Brüksel başta olmak üzere pek çok durumda bunu bizzat yaşadım. Gül’ün bu yeni tavrını önemsiyorum. “Müstakbel Cumhurbaşkanı” olarak “kendi diline ve kültürüne gösterdiği özeni” ifade ediyor. “Devletin en tepe noktasındaki kişi olarak”, yabancı konuklarına-İngilizce bilmesine rağmen-Türkiye’nin resmi dilini kullanması, Türkiye’nin birliğine dair en önemli ulusal sembollerimizden birine güzel Türkçemize vurgu yapması bence takdire şayandır. Biz öyle bir ülkeyiz ki; ilk Cumhurbaşkanımız büyük Atatürk dil devrimi yapmış, Türk Dil Kurumu’nu oluşturup çalışmalar başlatmıştır. Bir milletin bütünlüğünün dil birliği etrafında mümkün olabileceğini Atatürk görmüştü. Şimdi Gül bu önemli adımıyla sarsılmaz devlet geleneklerimizden birisine sahip çıkacağı sinyalini veriyor. Dün Dışişleri görevlileriyle de konuştuk. Çankaya’da “Gül kritelerleri” veya “Gül Kanunları” diyebileceğimiz bir döneme hazırlık yapıyorlar. Gül’ün dışarıda da Türkçe konuşmayı tercih etmesi bekleniyor.
Akşam
Yukiko'nun milyonları
Mali öngörüsü kuvvetli 60 yaşındaki Yukiko İkebe adlı Tokyolu ev kadını, 2003-2005 yılları arasında yabancı döviz ve para piyasalarında yaptığı işlemlerle (carry trade) 3 milyon 440 bin dolarlık servetin sahibi oldu. Annesinden miras kaldığını söylediği parayı başta Türkiye, İzlanda ve Yeni Zelanda gibi faizin Japonya'ya göre yüksek olduğu ülkelerde hazine bonosuna yatırıp köşeyi dönen İkebe kazancının üçte birlik bölümünü saklayıp vergisini ödemeyince yakasını adalete kaptırdı.
Mahkeme dün sonuçlanan davada İkebe'ye 18 ay hapis cezası verdi. Ancak iyi hali ve ilk kez suç işlediği için hapis cezası tecil edilen Yukiko İkebe bunun yanı sıra 34 milyon yen (293 bin dolar) para cezası da ödeyecek. Yargıç, İkebe'nin kendisine bazı yıllarda zarar ettiği için kazancı üzerinden vergi ödemesinin adil olmadığını düşündüğünü söylediğini anlattı. 3 milyon 440 bin dolar kazanan İkebe paranın önemli bölümünü çok pahalı kimonolar, mücevherler ve lüks tatiller için harcamış. Fransız bankacılık devi Societe Generale'nin döviz işlemler bölümünde çalışan Yuji Saito karardan sonra "Mutlaka bizden fazla para kazanmıştır. Arkadaşlara bu hanımı bulun, hemen işe alalım" dediğini aktardı.
Nasıl para kazandı? Yukiko İkebe de Japonya'da carry trade yaparak para kazanan ve bu alanda günlük işlem hacmini 15 milyar dolara ulaştıran ev kadınlarından biri. Carry trade'cilerin işi en düşük faizin olduğu (yıllık yüzde 0.5) Japonya'daki bankalardan aldığı krediyi veya kendi birikimlerini dolara çevirip daha sonra 'Dünyada yüksek faizin hangi ülkede olduğunu' aramak. Kısa araştırma sonucunda da önlerine Türkiye, İzlanda ve Yeni Zelanda çıkıyor.
Parayı ceplerine atıyorlar Para önce dolara, ardından da bu ülkelerin para birimlerine çevriliyor. Daha sonra da bu ülkelerin yüksek faizli Hazine kâğıtlarına yatırılıyor. Türkiye'ye oluk oluk döviz aktığı, Yeni Zelanda da ekonomik ve siyasi istikrarın en üst düzeyde yaşandığı bir ülke olduğu için para birimlerinin yabancı para birimleri karşısında dünya piyasalarında çok olağanüstü bir gelişme olmazsa değer yitirmesi mümkün değil. Hatta son yıllarda bu iki ülkenin para biriminin sürekli değer kazandığı görülüyor. Aralarında milyonlarca Japon ev kadınının da bulunduğu 'carry trade'ciler vade sonunda Hazine kâğıtlarını satıp 'Kazandığımız yeter' derlerse dolara, ardından da Japon Yeni'ne dönüyorlar. Borçlandıkları parayı da faiziyle bankaya ödeyip kârlarını ceplerine atıyorlar. Carry tradecilerin 'Para kazanalım ama kendimizi biraz da güvende hissedelim' diyenleri ise daha makul faizlerin bulunduğu ama yine de Japonya'dan daha çok getiri elde edilen ABD ve Avrupa piyasalarını tercih ediyor. Ancak bu kez daha az risk alındığı için getiri de daha az oluyor. Ancak Japon ev kadınlarının önümüzdeki dönem para kazanmak için biraz daha dikkatli olmaları şart. Çünkü ABD piyasalarında batık mortgage kredileri nedeniyle başlayan dalgalanma tüm dünyaya yayıldı. Japon Merkez Bankası geçtiğimiz hafta faizi yine değiştirmedi ama önümüzdeki dönemde yükseltebilir. Para, piyasalardaki dalgalanma nedeniyle artık güvenli liman peşinde. Bu liman da şimdilik getirisi düşük olsa da ABD hazine kâğıtları. Türkiye, İzlanda ve Yeni Zelanda'dan bu nedenle para çıkışı yaşanıyor. Bu gelişme de bu üç ülkenin para birimleri dahil gelişmekte olan ülke para birimlerinin değer yitirmesine neden oluyor. Bu da kazancı azaltabilecek bir unsur. Artık elin taşıyla kuş vurmak zorlaşıyor. Yani Japon ev kadınları önümüzdeki dönemde daha dikkatli olmazlarsa para kazanmak yerine, bu piyasalarda zarar da edebilir.
Ev kadınları usta Japon ev kadınları, emekliler ve işadamları boş vakitlerinde gerçekleştirdikleri işlemlerde yaptıkları isabetli tahminlerle bünyelerinde yüzlerce işlemci çalıştıran bankaları geride bıraktı. Deutsche Bank ve UBS gibi dev bankalar Japon küçük yatırımcınının risk alma iştahını hesaplayamadıkları için Japon Yeni ile ilgili tahminlerinde yanıldı. Yano adlı bir araştırma kuruluşuna göre Japon 'carry trade'cilerin günlük işlemlerinin miktarı mart ayında sona eren mali yılda 11 milyar dolara ulaştı. Bloomberg'in haberine göre ağırlıklı olarak küçük yatırımcıların oluşturduğu bu kitle düşük getirili Japon Yeni borçlanıp yüksek getirili döviz satın alıp paraya para demiyor. 40 yaşındaki Tokyolu telefon operatörü Hiroşi Ono da bunlardan biri. Mart ayında 200 bin dolarlık yen borçlanarak iki ülke arasındaki 4.75 puanlık faiz farkından 17 bin dolar kazanç elde etmiş. Ono gibi iyi para kazananların sayısı hayli yüksek. İkebe ve Ono gibi Japon yatırımcılar ülkede 12.5 trilyon dolarlık tasarruflarına daha fazla para kazandırmak için yüksek getirili piyasalara gidiyor.
Piyasayı etkiliyorlar 'Carry trade' yapanları 'profesyonellerin korkulu rüyası' olarak tanımlayan bankacılara göre bu büyük yatırımcı kitlesi piyasalardaki gelişmeleri etkiliyor. Ne zaman alış, ne zaman satış yapacaklarını iyi biliyorlar. Büyük bir bölümü 'en dipten alıp, tepeden satmayı biliyor'. Japonya'daki dev Batılı bankaların elemanları da, ülkenin dört bir yanında carry trade yapanların işlemlerini gerçekleştirdikleri aracı kurumları sık sık ziyaret ediyor. Hedefleri küçük yatırımcıların davranışlarını gözlemlemek.
Times: Hedef piyasa Türkiye Düşük faizli para biriminden borçlanıp getirisi yüksek para birimine yatırım anlamına gelen 'Carry trade' son dönemde özellikle Japon ev kadınlarının önemli gelir kaynakları arasına girmişti. Batılı gazeteler de son dönemde carry trade yapan Japon ev kadınlarıyla ilgili haberler yayınlanıyordu. Son olarak İngiliz The Times gazetesi 'Kimono Tüccarları' başlıklı haberinde düşük faizli para biriminden borçlanıp getirisi yüksek para birimine yatırım anlamına gelen 'carry trade'in Japon ev kadınları arasında nasıl yayıldığını mercek altına almıştı. Gazete Japon ev kadınları arasında da carry trade çılgınlığı yaşandığını yazarken, hedef piyasanın ise sunduğu cazip faiz yüzünden Türkiye olduğunu vurgulamıştı. The Times gazetesi, işi çok ileri boyutlara götürerek Türk hükümetinin bu 'hücum' karşısında donakaldığını öne sürmüş ve 'Türkiye'nin en büyük kabusu, Japon ev kadınlarının ilgisi azalarak liradan çekilmeleri ve mali sistemin çökmesine yol açmalarıdır" ifadesini kullanmıştı. Tokyo kaynaklı haberinde "Japon ev kadınları geleneksel görüntülerini, döviz ticareti dünyası ve yüksek kazanç uğruna terk ederek hem uluslararası piyasaları, hem de Japonya'nın ekonomisini etkiliyor" diye yazan The Times şunları kaydetmişti: "Tokyo'da Shiba Parkı'na yukarıdan bakan zarif bir kafeteryada Japon ev kadını Ritsuko Şiono, pembe süslü cep telefonundaki döviz kurlarına bakmak üzere gözlerini kitabından kaldırıyor. Özellikle Türk Lirası ile ilgileniyor. Tam o sıralarda oradan 5 bin 400 mil uzaklıkta Ankara'da Türk Merkez Bankası, Ritsuko ve onun gibi sessizce küresel döviz piyasalarının kontrolünü ele geçiren binlerce kadın nedeniyle panikliyor."
Ritsuko'nun öğle yemeği Türkler'den The Times, Japon ev kadınlarına örnek olarak Ritsuko Şiono'nun bir gününü de özetlemişti: 07:00 34 yaşındaki Ritsuko, sabah erken saatlerde internetten aracı kurumuna ulaştı ve 100 bin yen (850 dolar) kredi aldı. Ne de olsa faiz sadece yüzde 0.5. Hemen parasını yüzde 17.5 faizle Yeni Türk lirasına yatırdı. 8:00 Tokyo Borsası'na göz atan Ritsuko, Bloomberg haber ajansından döviz piyasası ile ilgili günlük haberleri okudu. 8:15 Düşük faizden 500 bin yen daha borçlanan Ritsuko, 160 yen/avro paritesinden 200 bin yen değerinde avro satın aldı. Haber ajanslarından okuduğuna göre avro, yen karşısında değer kazanabilirdi. 8:30 15 dakika önce borçlandığı 200 bin yeni, yüzde 8.5 oranında faiz veren Yeni Zelanda Doları'na yatırdı. 12:00 Alışverişe çıkan Ritsuko'nun beklediği gelişmeler öğle saatlerinde bir bir gerçekleşti. Yeni Türk Lirası değer kazandı. Ritsuko'nun öğle yemeğinin parası çıkmıştı bile. 17:31 Ritsuko bir kez daha haklı çıktı. Avro da yen karşısında yüzde 1 değer kazandı. 160 paritesinden aldığı Avro'yu 176'dan sattı. Broker ücretini ödediğinde kendisine ekstra 5 bin yen kâr kaldı. İki ay sonra piyasalar hakkında daha geniş bilgiye sahip olan Ritsuko, artık İzlanda Kronu'nun, Yeni Zelanda Doları'ndan daha spekülatif olduğunu düşünüyor. Ritsuko sattığı dolardan sonra yeni gözdesi İzlanda Kronu'na yatırıma başladı. Faiz gelirlerinden 6100 yen kazanan Ritsuko'nun, kazandığı para dev bankaların ve yatırım şirketlerinin bile ilgisini çekmeye başladı.Radikal
GP2'de Brezilyalı Grassi lider
GP2'de, İstanbul Park'ta bugün yapılan ilk yarış sonrası pilotlar sıralamasında ART Grand Prix takımından Brezilyalı Lucas Di Grassi 64 puanla liderliğe yükseldi.GP2 ilk yarışında 4. olan iSport International takımından Alman Timo Glock, 60 puanla ikinci sıraya geriledi. Super Nova International takımının İtalyan pilotu Luca Filippi ise 37 puanla 3. sırada yer aldı.
GP2'de İstanbul'da yapılan ilk yarış sonrası pilotlar şampiyonasında ilk 10 sıra şöyle oluştu:
Sürücü Ülkesi Takım Puan--------------- ------- --------------- ----1-Lucas Di Grassi Brezilya ART Grand Prix 642-Timo Glock Almanya iSport İnt. 603-Luca Filippi İtalya Super Nova Int. 374-Giorgio Pantano İtalya Campos Grand Prix 365-Kazuki Nakajima Japonya DAMS 366-Adam Carroll İngiltere FMS Int. 307-Javier Villa İspanya Racing Engineering 288-Andreas Zuber B.A.E. iSport İnt. 279-Pastor Maldonado Venezuella Trident Racing 2510-Bruno Senna Brezilya Arden Int. 24TAKIMLARDA ART GRAND PRIXGP2'de İstanbul'daki ilk yarış sonrası iSport İnternational takımı, takımlar sıralamasında liderliğini sürdürdü.GP2 takımlar sıralamasında ilk 3 şöyle:
1- İsport İnternational: 87 puan2- ART Grand Prix: 72 puan3- Super Nova International: 50 puan
Petrol Ofisi FMS takımı topladığı 31 puanla 9. sırada yer alırken, Türk pilot Jason Tahincioğlu'nun henüz puanı bulunmuyor.
Türkiye en mutsuz 67’nci ülke
0XFORD ve Cambridge üniversitelerinin kriterlerine göre yapılan geleneksel “En Mutlu Ülkeler” sıralamasında Türkiye, 95 ülke arasında 67’nci sırada yer aldı. Gelir, eğitim, beslenme kalitesi, seçim özgürlüğü, cinsiyet eşitliği gibi kriterlerle belirlenen mutluluk endeksinde Türkler 10 puan üzerinden 5.2 puan aldı. Dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı ülke 10 üzerinden 8.2 puanla Danimarka olurken Zimbabve, Tanzanya gibi fakir ülkeler son sıralarda yer aldı. ABD 17, Yunanistan 42, Ermenistan ise 91’inci sıraya yerleşti.
Kardeşlerin seks oyunu
Kız arkadaşıyla sadece ışıkları söndürdükleri zaman seks yapan adamın foyası 2 ay sonra ortaya çıktı.Almanya’da Manfred Schub adlı bir genç kız arkadaşı ne zaman seks yapmak istese ışıkları kapatmalarını istiyordu. 2 ay sonra seviştikleri sırada ışıkları yakan kız karşısında sevgilisi yerine bir başkasının olduğunu görünce neye uğradığını şaşırdı.Schub’un kız arkadaşı olayı mahkemeye taşıdıktan sonra gerçekler su yüzüne çıktı. 26 yaşındaki Schub’un cinsel organının küçük olduğunu söyleyerek seks yaptıkları zaman ışıkları kapattığı ve tuvalete gittiği, burada 28 yaşındaki erkek kardeşi Walter ile yer değiştirdiği ortaya çıktı.Walter’ın tecavüz suçundan erkek kardeşi Manfred de suça ortaklıktan yargılandığı bildirildi.
ASKER, EMEKLİ PAŞALAR VE CHP'YE KIZGIN
NEDEN? Metehan Demir Darbeler, muhtıralar, sert açıklamalar, siyasete müdahaleler... Ordu hep hayatımızın içinde. Neredeyse her konuyla ilgilenen Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında ise bizim bir bilgimiz yok. Ne düşünüyorlar, ne konuşuyorlar, ne hissediyorlar, toplumla ve siyasetle ilişkilerini nasıl değerlendiriyorlar, özellikle son seçim sonuçlarını ve gelişmeleri nasıl görüyorlar bilmiyoruz. Hava Harp Okulu'nu bitirdikten sonra Londra'da Kraliyet Akademisi'nde savaş etütleri mastırı yapan Sabah Gazetesi yazarı Metehan Demir'le askerlerin düşüncelerini, Çankaya stratejilerini konuştuk. Orduyu yakından tanıyan, üst düzey komutanlarla gazetecilik ilişkisi kuran, 27 Nisan muhtırasını, internette yayımlanmadan bir saat önce üst düzey bir komutanın kendisine telefon etmesiyle haber alan ve muhtırayı televizyondan Türkiye'ye duyuran Metehan Demir, askerin AKP'yle ve Abdullah Gül'le ilişkilerini, CHP'yi nasıl değerlendirdiklerini anlattı. Sürekli Türk Silahlı Kuvvetleri'nden söz ediyoruz ama en çok konuştuğumuz kurumu aslında en az tanıyoruz. Ne kendi aralarındaki ilişkilerini, ne duygularını, ne de düşüncelerini biliyoruz. Sert açıklamalar ve muhtıralar dışında pek bir bilgimiz yok. Kaç subayımız var bizim? 50 binden fazla subay, 75 bin kadar da astsubay var. Hep generallerden söz ederiz ya. Onların sayısı da 300-350 arasında. Genelkurmay başkanı dahil, bu generallerin sadece 15 tanesi orgeneral ve oramiral. Peki generaller kendilerini ülkenin gerçek sahibi olarak mı görüyorlar? Asker büyük değişim içinde. 10 yıl önce kendilerini ülkenin sahibi olarak görüyorlardı. Şimdi kendilerini sıfır hataya programlanmış ve ülkeye asla yanlış şeyler yapmayacak tek grup olarak görüyorlar. 'Bu ülkede herkes bir şekilde hata yapsa da, biz aldığımız eğitim ve edindiğimiz zihniyet çerçevesinde hata yapmayız. Dolayısıyla doğru yolu gösterme anlamında biz burada hep olmalıyız' diye düşünüyorlar. Yasalara göre genelkurmay başkanı başbakana bağlı. Ama bunu biyografisine yazdıran Org. Hilmi Özkök'ün biyografisini değiştirdiler ve bu tanımdan hoşlanmadıklarını hissettirdiler. Genelkurmay başkanının başbakana bağlı olmasını kendileri için bir aşağılanma olarak mı değerlendiriyorlar? Değil. Onlar, 'bağlı' ifadesinden hoşlanmıyorlar. Bunun, başbakanın emri altında hareket etmeyi, sürekli ondan emir almayı çağrıştırdığını düşünüyorlar. Bu yüzden de kendilerini başbakana 'bağlı' değil de, 'sorumlu' kabul ediyorlar. Çünkü buradaki 'sorumluyuz' kelimesi, 'yakın diyaloğumuz var' anlamına geliyor. Eski Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök'ün 'demokratlıkla' suçlandığını okudum geçenlerde. Generaller arasında 'demokratlık' çok kötü ve utandırıcı bir nitelik mi? Değil. Sözcük anlamında bakarlarsa hepsi demokrat ama demokrat olma adına hükümete körü körüne bağlılık, sivillere teslim olmak onlar için demokratlık değil. Ama çok net söyleyeyim. Belki Özkök'ün daha yumuşak bir üslubu vardı ama, ben onun hükümete taviz veren bir tutumunu hiç görmedim. Özkök yumuşak davranıyor yorumlarına da hep güldüm. Bakın... TSK'da bir prensipler manzumesi vardır. Bu yerleşik prensipler kişilerle değişmiyor. Özkök Paşa'yla Büyükanıt Paşa arasında TSK'nın prensipleri açısından hiçbir fark yok. Sadece üslup farkı var o kadar. Sonuçta Özkök de bir yerde 'dur' der. Nitekim, Gül'ün cumhurbaşkanlığıyla ilgili yorumunda, Çankaya'da türbana 'dur' dedi. Peki Gül cumhurbaşkanı olduğunda Çankaya'da türban olmayacak mı? TSK'nın prensipleri, sistemi bu konuda nasıl çalışacak? Tahminime göre, Abdullah Gül'le askerler bu işi oturup konuştular. Çünkü sorun karşılıklı konuşmamaktan çıkıyor. Hep Başbakan Erdoğan'la Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın İstanbul'da Dolmabahçe'de buluşup ne konuştukları merak ediliyor ya... Bence Ankara'da da yakın zamanda Gül'le askerler arasında gizli zirveler gerçekleşti. Askerlerle siviller arasında diyaloğun açılması ve daha sağduyulu hareket edilmesi adına Gül'le askerler arasında önemli konuşmalar yapıldı. Yani bu ülkenin yakın zamanda başka Dolmabahçe'leri de oldu. Oturup konuştular ve bazı krizler olsa da, beraber yaşayabilme üzerinde anlaştılar. Yani, 'Sen benim bazı tavırlarıma müsaade et, ben de senin bazı tavırlarına müsaade edeyim' şeklinde anlaştılar. Ama asker türbanda geri adım atmayacak. Yaşar Paşa devletin işlerinin yürümesi için Gül'le rutin trafiğini sürdürecek ama bazı davetlere de gitmeyecek, türbanla ilgili duruşunu sergileyecek. Bu arada Gül'ün atayacağı Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri'ne de dikkat etmek lazım. Gül, cumhurbaşkanı olarak çok şaşırtacak bizi. Nasıl şaşırtacak? Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği önemlidir. Bu kişi AKP'li olmayacak. Gül'ün kafasında askeri çevreden birini atamak bile var. Yakınlarından biliyorum, çok iyi bir ismi ataması söz konusu. Ankara'nın, askerin kabullendiği, ayakta alkışlayacağı bir markayı getirecek oraya. Böylece Gül askere, 'Sizinle işbirliği içinde çalışmak istiyorum' mesajını verecek. Aslında Gül beş senedir başbakanlık ve dışişleri bakanlığı yaptı. Orduyla inanılmaz ilişkileri vardı. Askerin AKP'de en iyi ilişkisi Gül'leydi. Gül, bir ay içinde defalarca Genelkurmay'a giderdi. Bir konuyu özel konuşmak için giderdi oraya. Irak'la, güvenlikle ilgili meseleler olduğunda, bizzat kendi gider Yaşar Paşa'yla görüşürdü. Gül'ün devlet adamlığıyla ilgili bir sorun yok askerlerde. Türbanla ilgili rahatsızlık var. Gül'le ilgili bir sorun yoksa, Genelkurmay neden cumhurbaşkanlığı seçimlerine böylesine açık ve keskin bir taraf olarak karıştı? Ben de bu soruyu sordum onlara. '27 Nisan bildirisinde cumhurbaşkanlığıyla ilgili ifadeler yoktu. O bildirinin Abdullah Gül'le alakası yok. O bildiri rejimle ilgili. Biz rejimle ilgili olarak harekete geçtik. Bizim isimle değil, rejimle ilgili problemimiz var' dediler. Abdullah Gül'le meseleleri yok. Olsa, beş senedir zaten problem çıkarırlardı. Gül'ün cumhurbaşkanlığını rejime tehdit olarak görmediler mi? 27 Nisan muhtırası Gül'ün adaylığına karşı verilmedi mi? Ama o muhtıra 22 Temmuz seçimlerinden önce verildi. Şimdi seçim sonucuna bakarak da durum değerlendiriliyor. Gül'ün cumhurbaşkanlığına gelmesine çok bayılmıyorlar ama onunla beraber yaşayabilmenin senaryolarını da değerlendiriyorlar. 'Kendi doğrularımızdan geri adım atmadan onunla nasıl beraber yaşayabiliriz, pozisyonumuzu nasıl dik tutarız'ın hesabını içindeler. Cumhurbaşkanı'nın 29 Ekim resepsiyonuna ilişkileri çok germemek adına ya usulen gelecekler ve kısa süre kalıp gidecekler. Ya da o anki dengelere bağlı olarak, türban meselesinden dolayı Köşk'e hiç gelmeyecekler. 30 Ağustos resepsiyonuna gelince... Askerler zaten eşi türbanlı olanlara davetiye göndermiyor. Cumhurbaşkanına eşli davetiye göndermeyecek mi asker? Göndermez. Yaşar Paşa daha yeni 'bizim prensiplerimiz var' dedi. Gül yerine Vecdi Gönül, Murat Başesgioğlu gibi biri uzlaşmayla cumhurbaşkanı olsun deniyordu ya... Durum hiç öyle değil. Asker şunun farkında. AKP'den biri cumhurbaşkanı olduğu sürece, Köşk hep kriz noktası olacak. Çünkü eşinin başı açık olsa da, AKP'li bir cumhurbaşkanı, eşi türbanlı olan siyasetçilere 29 Ekim'de paşa paşa davetiye gönderecekti. Eeee? Esas sorun kamusal alan sayılan Köşk'te cumhurbaşkanının davetine türbanlıların gelip gelmemesi değil miydi? Ordu 27 Nisan'da muhtıra verdi. Halk 22 Temmuz'da tarihte eşine az rastlanır bir biçimde AKP'ye oy verdi. Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt bu iki olay arasında bağ görmediklerini söyledi. Gerçekten bu iki olay arasında bağ görmüyorlar mı? Buna inanıyorlar mı? Yaşar Paşa'nın kamuoyu önünde 'evet bunun bir etkisi olmuştur' demesini beklemiyordum. Ama sağduyulu bir değerlendirme yapıldığında mutlaka etkisi vardır. Bu ülkede en güvenilen kurum TSK ama, siyasete bir dahli olduğunda halk buna tepki veriyor. Ordunun karşı çıktığı partiye halkın yarısı oy verdi. Halkın yarsıyla ters düşmek onlarda nasıl bir duygu yaratıyor? Kızıyorlar mı, şaşırıyorlar mı, endişeleniyorlar mı? Bunu konuştum. Askerin AKP'yle, AKP'nin yapısıyla ilgili bir problemi yok. AKP'nin içinde Bülent Arınç, Hüseyin Çelik gibi gerginlik yaratan bazı radikal isimlerle ve bazı milletvekilleriyle ilgili problemleri var. Yoksa asker, AKP'yi, Refah Partisi gibi görmüyor. AKP'yi Refah'ın devamı gibi görmüyor. 22 Temmuz seçim sonuçları asker için sürpriz olmadı. Onların yaptığı ankette de AKP'nin oyu yüzde 40 ve üzerinde çıkıyordu. Ama en çok neye ve kime kızdılar biliyor musunuz? Kime? Toplumu okuyamayan CHP'ye kızdılar. Çok kızgınlar CHP'ye. Bazılarıyla görüşme fırsatım oldu. Toplumdan bu kadar kopuk ve uzak bir partinin sonucunun bu olacağını söylediler. AKP'nin seçim galibiyeti hakkında ne düşünüyorsunuz sorusuna, 'Düşünmesi gereken biri varsa o da CHP. Şu hallerine bak' dediler . Bu aralar CHP'yle adlarının fazla anılmasından da çok rahatsızlar. CHP'yle bire bir eşleştirilmek istemiyorlar. Son dönemde Deniz Baykal askerin sözcüsüymüş gibi bir hava var. Genelkurmay bundan çok rahatsız. Çok iyi biliyorum. Onlar MHP'nin de, CHP'nin de ortak paydasıyla, AKP'nin içindeki aklı başındakilerin ortak paydasıyla buluşmak istiyorlar. Ayrıca bir de emekli paşalarla anılmaktan da aşırı rahatsızlar. Niye? Türkiye'nin bir genç subaylar sorunu değil, ciddi bir emekli paşalar sorunu var. Onların söylediklerinin, 'Genelkurmay mesaj verdi' diye algılanmasından rahatsızlar. Mesela Edip Başer'in seçim sonrası darbe imasında bulunmasından rahatsız oldular. 'Bir mesaj vermek gerekirse çıkar biz söyleriz. Kimden çekineceğiz ki' diyorlar. Bir de 27 Nisan muhtırasının hâlâ çözülemeyen esrarı var. Bu muhtıra neden 23.17'de Genelkurmay sitesine kondu. Bu konuda bir bilginiz var mı? 27 Nisan seçilebilecek en yanlış tarihti. Zaten konu, Anayasa Mahkemesi'ne gitmişti ve mahkeme büyük ihtimalle sürecin önünü kesecekti. Cuma akşamı saat 23:20'de niye bu bildiri yayımlandı defalarca sordum, yanıt alamadım. Ben o bildiriyi ilk haber alan gazeteciyim. O gece Ankara'da Başbakan'ın danışmanlarıyla birlikteydim. Saat 22 sıralarında telefonum çaldı. Üst düzey komutanlardan biri arıyordu. Bana, 'Genelkurmay'ın gündemdeki süreçle ve olaylarla ilgili olarak bir, bir buçuk saate kadar bir açıklama yapacağını' söyledi. Peki niye Genelkurmay bildiriyi size haber verdi? Bir cuma akşamı saat 23:20'de bir Neşe Düzel'in, bir Metehan Demir'in aklına dur ben bir internette TSK sitesine bakayım, demek gelir mi? Gelmez. Gazetelerin şehir baskılarına, televizyonların gece gündemine hâkim olabilmek için haber verdiler. Aslında bu bildiri, iki, üç günlük bir çalışmanın uzantısıymış. Ve kesinlikle Yaşar Paşa'nın emriyle düğmeye basılmış. 'Ok yaydan çıktı, bunu artık bir şekilde yapmamız gerekiyordu ve yapıyoruz' dediler. Muazzam gizli çalışıldı, hiç kimseye bilgi sızmadı. 27 Nisan akşamüstü Genelkurmay'da bir değerlendirme toplantısı yapılmış ve herkes normal şekilde mesaiden evlerine gitmiş. Sadece düğmeye basacak olan görevliler karargâhta kalmış. Yani o gece saat 23.20'de Genelkurmay'da herkes acil toplantıda falan değilmiş. Genelkurmay bir muhtıra vermek için neden geceleyin 23.17'yi seçsin? Savaş taktiği olarak görüyorlar. Siz düşmanı en iyi o saatte vurmaz mısınız? Vurdu. Prusyalı generalin, bir saldırıyı en etkin hale getirmek için hiç umulmayan yerde umulmayan zamanda düğmeye basacaksın diye bir taktiği vardır. Biz de bu bildiriyi doğrusu ummuyorduk. Hatta bildirinin haberini bana daha düşük rütbeli bir subay verecekmiş. Ama komutan ben veririm demiş. Bayağı kuvvetli bir general haber verdi bana. Size o general ne dedi? 'Biraz sonra bayağı net, açık uyarılarla dolu bir açıklama yapılacak. Birbuçuk saate kadar geliyor açıklama' dedi. Çok şaşırdım. İlk bilen sivil bendim. Neredeyse fenalık geçiriyordum. Dışarıya çıktım, bir sigara içtim, biraz sakinleştim. Düşünsenize birbuçuk saat sonra ülkede çok büyük zelzele yaşanacak. O sırada Habertürk'ten Saynur Tezel aradı. Ben onun programına değerlendirmeler yapıyorum. Ona bunu yayında söyleyeyim de, topu üzerimden atayım dedim ve söyledikten sonra da ortalık dalgalandı. Sonra geldim masaya oturdum. Başbakan'ın en yakın iki ismi vardı yanımda. Birinin cebine mesaj geldi. 'Metehan Demir Habertürk'te bir şey söyledi' diye. Ömer Çelik ciddi misin dedi ve başbakanın çok yakınıyla birlikte onu aramaya gitti. Başbakan 'Bana hemen Genelkurmay'ı bağlayın' demiş ama biliyorsunuz o gece görüşemediler. Genelkurmay Başkanı'nın istirahatta olduğu söylendi. Bunu kulaklarımla duydum. Muhtıranın kimin kaleminden çıktığına dair bir bilginiz var mı? O bildiri tüm üst rütbeli generaller tarafından karargâhta hazırlandı. Yaşar Paşa son halini gördü. Kuvvet komutanlarından ikinci başkana kadar hepsi bildiriyi biliyordu. O metni Yaşar Paşa oluşturmuştur. Onun onayı olmadan hiçbir cümle oraya girmez. O muhtırayı internet sitesine konması için kim emir verdi? Kesinlikle Yaşar Paşa. O gece yaptığım konuşmadan ötürü biliyorum bunu. Bana bildiriyi haber veren kişi Yaşar Paşa'nın her şeyidir. Genelkurmay Başkanı zaten 12 Nisan'da konuşmuştu. Niye bir de 27 Nisan muhtırası yazıldı? 12 Nisan'daki konuşmasında Yaşar Paşa 'sözde değil, özde anayasaya bağlı olan bir cumhurbaşkanı' tanımı yapmıştı. Ama bu konuşmayla ilgili 'Genelkurmay Başkanı teslim oldu' gibisinden öyle yorumlar yapıldı ki, 'Biz de öyle bir açıklama yapalım ki, kimse başka türlü yorumlayamasın' dediler. Zaten bildirinin çok sinirli bir ruh haliyle yazıldığı anlaşılıyor. Yaşar Paşa'nın ruh halini yansıttığı ortada. 12 Nisan toplantısından sonra Yaşar Paşa'nın yakınındakiler anlattılar. Basın toplantısının 'Yaşar Paşa'nın yok gardı düştü. Yok bizi tarif etti' diye yorumlanmasına çıldırmış. 'Ben bir şey söyledim. Ne hale getirdiler' demiş. 22 Temmuz'dan önce ordu Çankaya seçimleriyle ilgili çok ciddi bir gerginlik yarattı. 22 Temmuz seçimlerinden sonra bu gerginliği sürdürecekler mi? Bazı konularda gerginliğin olmaması imkânsız görünüyor. Rahatsızlıklarını açıkça ortaya koyarlar. Ülke bütünlüğünün ve laik sistemin tehlikeye girdiğini hissederlerse, ülkede ciddi bölünmeler, federasyon konuları konuşulmaya başlarsa harekete geçerler. Asker, halkın büyük çoğunluğuyla ters düşmeyi göze alır mı? Asker, bu seçimi kendisine yönelik bir darbe olarak görmüyor. Çünkü AKP'yi sistemin bir partisi olarak değerlendiriyor. Dolayısıyla AKP'nin oylarının tamamını tehdit olarak görmüyor. Bundan sonraki süreçte bekle ve gör yapacaklar. En akıllıca olanın AKP'nin sistem içinde yıpranmasını beklemek olduğunu ve bu yıpranmayla diğer partilerin önünün açılabileceğini görüyorlar. Her kovmada oylarına yüzde 20 eklendiğinin farkındalar. Eğer farkındalarsa niye muhtıra verip AKP'nin oylarını artırdılar? 27 Nisan sonrasında farkındalar. Bunun taktik hata olduğu karargâhta tartışılıyordur. 27 Nisan AKP'nin oyunu artırdı ama faydaları da yadsınamaz. AKP'nin hizaya gelmesi anlamında uyarıcı etkisi oldu. Ayrıca CHP'ye de faydası oldu. Bu bildiriler, mitingler olmasaydı CHP yüzde 20 oy alamazdı.Neşe Düzel / Radikal
Ozon inceldi, deri kanseri hızla tırmandı
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Çetinkale, ozon tabakasının son 30 yılda yüzde 8 incelmesine bağlı olarak deri kanseri vakalarında yaklaşık 3 kat artış gözlemlendiğini bildirdi. Çetinkale, deri kanserinin, yaşanılan coğrafya ve ırk özelliklerine göre değişmekle birlikte ortalama her 100 ile 200 kişide bir görüldüğünü söyledi. Çetinkale, deri kanserinin en büyük sebebinin güneşten gelen ultraviyole (UV) radyasyonu olduğunu belirterek, ''Ozon tabakasının son 30 yılda yüzde 8 incelmesine bağlı olarak deri kanseri vakalarında yaklaşık 3 kat artış gözlemleniyor'' dedi. Deri kanserinin, güneş ışınları dışında daha önceden radyasyon veya aşı tedavisi alan insanlarda da görülebildiğini anlatan Çetinkale, şunları kaydetti: ''Bu radyasyon aynı zamanda suni olarak solaryumlardan da gelebilir. Daha mükemmel bir ten sahibi olmak için solaryum cihazlarına girmek, açık alan aktivitelerindeki artış ve atmosferdeki dünyanın koruyucu ozon tabakasındaki incelme, son zamanlarda gördüğümüz deri kanserlerinin artışındaki sebeplerden bazılarıdır. Kızılötesi enerji de kanserleşmeyi hızlandırmaktadır. UV-C ışınları da kanserojendir, ancak ozon tabakası tarafından tamamen absorbe edildiğinden yeryüzüne inmez. Florokarbonların kullanımı ile incelen ya da delinen ozon tabakası, az da olsa UV-C ışınlarının bir kısmını aşağıya geçirmektedir. Bunun gittikçe artması ile de deri kanseri gelecekte muhtemelen daha fazla görülecektir. Rüzgar ve yüksek nem oranı da UV etkisini ve dolayısıyla hasarını arttırarak deri kanseri gelişimini kolaylaştırır.'' Oğuz Çetinkale, deri kanserine yol açan faktörler arasında kişinin deri tipinin, yaşının ve güneş ışınlarına maruz kalma süresinin de belirleyici olduğunu ifade ederek, ''Hayatı boyunca güneş ışınlarına fazlaca maruz kalan kişilerde daha erken yaşlarda, deri tipi yatkın olan kişilerde ise güneş ışığına fazla maruz kalmakla birlikte belli bir yaştan sonra deri kanseri olma olasılığı oldukça yüksektir. Kişinin yaşlılıkta değil, tüm yaşamı boyunca aldığı güneş ışınlarının dozu önemlidir'' diye konuştu. Açık tenli bir kişinin güneşte kalması ve buna rağmen esmerleşememesinin, deri kanserine yakalanma olasılığının diğer insanlara göre daha yüksek olduğunu gösterdiğini anlatan Çetinkale, bu kişilerin güneşten korunmalarının ileride deri kanserine yakalanma riskini azaltacağını dile getirdi. EN SIK GÖRÜLEN KANSER TÜRÜÇetinkale, derinin, vücudun en büyük yüzey alanına sahip olması sebebiyle deri kanserinin insanlarda en sık görülen kanser türü olduğunu ifade ederek, ''Deri kanseri her ne kadar vücudun her bölgesinde ortaya çıksa da yaklaşık yüzde 80'i yüz, baş ve boyunda görülür. Genellikle yüz, burun, yanak ve göz çevresinde ortaya çıkar. Deri kanseri her ne kadar hayatı tehdit edici olmasa da tedavi edilmezse derin dokulara, hatta kemiğe kadar yayılıp buralarda önemli hasara yol açabilir'' dedi. Deri üzerindeki diğer bozukluklarının bazılarının da kansere dönüşebileceğine dikkat çeken Çetinkale, bunların değişime uğramadan tedavi edilmesi gerektiği uyarısında bulundu. Yüksek dozda X ışınları ile tedavi görenlerde veya Çernobil kazası gibi kitlesel radyasyonun yayıldığı bölgelerde yaşayan insanlarda, radyasyona bağlı deri kanserinin daha fazla görülebildiğini anlatan Çetinkale, yanık, travma veya uzun süren enfeksiyonların cilde yakın bölümlerindeki kronik yara veya iyileşmeyen yara izleri üzerinde de deri kanserinin gelişebileceğini kaydetti. Çetinkale, deri kanserinin ileri yaşlarda görülmesi ile birlikte günümüzde daha erken yaşlarda da görülmeye başlandığını da belirtti.A.A.
'Bekaretimizi mezara mı saklayacağız?'
İsmail Fatih Ceylan, "Evlenemeyen Kızlar ve Evlenmeyen Erkekler" adlı kitabında, tesettürlü kızların dindar erkeklere isyanını ele aldı.İSLAMİ kanadın yazarlarından İsmail Fatih Ceylan, çok sayıda gençle görüşerek yazdığı "Evlenemeyen Kızlar ve Evlenmeyen Erkekler" adlı kitabında tesettürlü kızların ilginç bir isyanlarını dile getirdi. "Herkesin sevgilisi var, eş yok" diyen Ceylan, kitabında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan bir grup tesettürlü genç kızın, "Biz namuslu olduğumuz için evde kaldık. Şimdiki erkekler, namus kavramını önemsemeyen kızlardan hoşlanıyor. Bekaretimizi mezara mı saklayacağız" isyanına yer verdi. Son 10 yılda sayılarının giderek arttığını söylediği tesettürlü kızların eş bulmakta zorlandıklarını öne süren Ceylan, buna dindar erkeklerin "kapalı" yerine "açık" kızlarla evlenmelerini gerekçe gösterdi. Ceylan’a göre, dindar camianın dindar erkeklerle evlenmek isteyen kızları, "Dindar erkekler açıkları tercih ediyorlar. Sebebi, açıkları alıp hidayete erdirmek" diyor. İşte, Ceylan’ın ktabından çarpıcı bölümler:BİZ KİMLE EVLENECEĞİZ Başörtülü kızlar, evlenme konusunda, genel problemlerin dışında diğerlerinden çok farklı sıkıntıları da yaşıyor. Bunlardan biri, bazı dindar erkeklerin, başörtülü kadınları değil de, açık kızları tercih etmesi. Nice dindar genç var ki, takvası yerinde, namazını beş vakit kılıyor, orucunu tutuyor, başkalarının kurtuluşu için çaba sarf ediyor ama açık bir bayanla evlenmek için uğraşıyor. Başörtülü kızlar işte buna çok kızıyor: "Dindar erkekler de açık kızlarla evlenirse biz kiminle evleneceğiz" diye dert yanıyor.EŞİ DİNDAR KENDİ "AÇIK" Bir arkadaşımın eşinin tanıştırdığı bayan, şık giyinen, makyaj yapan birisiydi ama beş vakit namazını kılıyordu. Bir görüşmemizde, niçin kapanmadığını açıkladı: "Bana çok zor geliyor. Benim kapanmam, başı örtülü kızın başını açması gibi bir şeymiş gibi hissediyorum. Fakat ibadet yaparken böyle bir endişe taşımıyorum. Namaz konusunda sıkıntım yok. Bunun dışında gençliğimi, güzelliğimi de gizlemek istemiyorum doğrusu. Nihayetinde ben bir genç kızım ve evlenmek benim de hakkım. Kapanırsam evlilik şansımı azaltırım. Dindar bir erkekle evlenirsem, kendimi başkalarına beğendirmek gibi bir zorunluluğum olmadığı için eşim isterse kapanırım." Bar bar kız peşindeki dindarlarYAZAR İsmail Fatih Ceylan, kitabı hakkında şunları söylüyor: "Bu konuda hayli öfkeli kızlar tanıdım. Bu görüşmelerden birini yaptığım ve ara ara görüştüğüm Damla’nın evlenmediğini ve 30 yaşında olduğunu duyunca çok şaşırmıştım. Ona, ’Evlenemeyen kızlar, evlenemeyen erkekler’ kitabını yazdığımı söylediğimde, ’Demek bizi yazıyorsun’ dedi. ’Sen de mi evlenemeyen kızlardansın?’ dedim, anlattı: ’Evet, ama çevremde benim gibi pek çok kız var. Sırf kapalı oldukları için evlenemiyorlar. Mesela bir arkadaşımın ağabeyi, son derece takva, kız kardeşini sokağa bile çıkarmıyor, kendisi teheccüt namazlarını kılıyor ama bar bar gezen açık bir kızın peşinde koşuyor. Onunla evlenip sevaba gireceğini söylüyor."
ÜNİVERSİTELERDE TÜRBAN YASAĞI KALKIYOR
Son karar Erdoğan'ın..25.08.2007 06:14
Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığındaki altı akademisyen tarafından hazırlanan ve AKP’ye sunulan anayasa taslağı, hükümet ve YÖK’ü karşı karşıya getiren türban yasağını iki seçenekli bir formülle kaldırmayı öneriyor. “Türban” sözü geçmeksizin üniversitelerde kılık kıyafet yasağını kaldırmayı öneren bu iki öneride, sadece cümlelerin ifade biçimi değiştiriliyor. Buna göre, Anayasa’nın “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42’nci maddesine ekleme yapılarak, ya “üniversitelerde kılık kıyafet serbesttir” ya da “hiç kimse kılık kıyafetinden dolayı yükseköğrenim hakkından yoksun bırakılmaz” ifadesinin kullanılması öneriliyor. Öneri, AKP bünyesinde oluşturulan komisyonda değerlendirilerek nihai karar verilecek.Taslakta en çok tartışma yaratacak düzenleme ise mevcut anayasanın 42’nci maddesinde yapıldı. İşte o maddeler....KÜRTÇE MÜFREDATA GİREBİLİR: 42. madde Kürtçe’nin ilk ve ortaöğretimde seçmeli ders olarak okutulmasının önü açıyor. Bu madde “Eğitim ve öğretim dili Türkçe’dir. Türkçe’den başka dillerde eğitim, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kanunla düzenlenir” şeklinde değiştirildi. Bu düzenleme ile Kürtçe’nin müfredata girmesi olanaklı hale geldi.BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GENİŞLİYOR: Anayasanın 28. maddesi tamamen değiştirilerek, “süreli ve süresiz yayınların tedbir amaçlı toplatılması” hükmü kaldırıldı. VEKİL DOKUNULMAZLIĞI KALKIYOR: Taslakta, milletvekili dokunulmazlığının da kaldırılması önerildi. Birinci alternatifte, “zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık” gibi suçlarda dokunulmazlığın kaldırılması önerilirken ikinci seçenekte ise “inancı kötüye kullanma, terör eylemlerine karışma” suçları eklendi. 8 inkılap yasası ise tamamen korundu.
Henüz çalışmaya başlamadık AKP’nin oluşturduğu 10 kişilik anayasa ekibinde yer alan Grup Başkanvekili Sadullah Ergin de akademisyenlerin hazırladığı taslak üzerinde henüz çalışmaya başlamadıklarını, ancak hükümet kurulduktan sonra 1 ay içinde değerlendirme yapıp, bunu kamuoyunda tartışmaya açacaklarını bildirdi. Ergin, “İki-üç ay içerisinde de sendikaların, sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin, üniversite, basın ve diğer siyasi partilerin görüşlerini sunmasını bekleyeceğiz. Gerekirse referanduma gideceğiz” dedi.
Son karar siyasi iradeninProf. Dr. Ergun Özbudun, türbana olanak tanıyan düzenlemenin yükseköğretimde kılık kıyafeti serbest bırakmayı amaçladığını kaydeterek “Son kararı siyasi irade verecek” dedi. Özbudun, “Türbanı somut olarak zikretmiyoruz. Zaten ‘türban yasağı yoktur’ diye bir cümle bize göre mantıksız ve acayip olurdu. Biz üniversitelerde kılık kıyafet yasağını kaldırarak, tartışmalara son verebileceğimizi düşündük” dedi. Kürtçe’ye ilişkin düzenlemenin ise anadili değiştirmediğini vurgulayan Özbudun Türkçe’nin yine anadil olduğunu, ancak okullarda anadil dışındaki dillerin okutulmasının da mümkün hale getirildiğini söyledi.Özbudun, 12 Eylül darbecilerinin yargılanması gibi bir anlamın çıkmayacağını da belirterek “Zaten 27 sene öncesinin hesabını karıştırmak, politik bakımdan da fevkalade sakıncalıdır” diye konuştu.
AKŞAM
22 Ağustos 2007 Çarşamba
14 yaşında tıp fakültesinde
Çin'in ekonomi gazetelerinden The Standard, Yuen Long bölgesinde yaşayan Ho Hoi-lam isimli genç kızın, 5 yıl sürecek olan tıp eğitiminin ilk hazırlık yılında 24 krediyi tamamlaması gerektiğini, 2008 yılının Eylül ayında da 1. sınıfa başlayacağını bildirdi.
Hong Kong Üniversitesi Tıp fakültesi dekanı Fok Tai-fai, Ho'nun sınav sonuçlarının "çok parlak" olduğunu belirterek, genç kızın ilerde başarılı bir doktor olacağını söyledi. Fok, Ho'nun genç yaşından dolayı, gelişimini kontrol edecek bir uzman temin edileceğini ve üniversite hayatına adapte olmasının sağlanacağını kaydetti.
Yaklaşan üniversite hayatıyla ilgili konuşan Ho ise, "Beni ne tür zorlukların beklediğinin farkındayım. Yine de bu beni çok mutlu ediyor. Kesin hedeflerim var ve gerçekleştireceğim" dedi.
Dünyanın en genç üniversite öğrencisi, 1988 yılında, daha 11.5 yaşındayken İngiltere'de bir üniversitede öğrenim görmeye başlayan Hintli Ganesh Sittampalam olarak biliniyor.
1 Eylül'ün faturası CIA'ya
ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA tarafından yapılan soruşturmada, eski Başkan George Tenet ve yardımcıları, 11 Eylül saldırılarından önce El Kaide tehditleri için hazırlık yapmamakla suçlandı. CIA baş müfettişi John Helgerson ve ekibi tarafından hazırlanan ve 2005'te tamamlandığı halde bugüne kadar gizli tutulan, ancak Kongrenin talimatı üzerine açıklanan 19 sayfalık raporda, "teşkilatın ve memurlarının sorumluluklarını tatmin edici şekilde yerine getirmediği, her zaman etkili ve işbirliği içinde çalışmadığı" ifade edildi.
ABD'de 11 Eylül 2001'deki saldırıları durdurabilecek tek başarısızlık noktası bulunmadığı ifade edilen raporda, Tenet'in yetkilerinden dolayı El Kaide tehditlerinin önlenmesi için stratejik plan hazırlanmamasının nihai sorumluluğunu taşıdığı kaydedildi.
"Şahsi nedenlerden" dolayı 2004'te bu görevinden istifa eden Tenet ise baş müfettişin raporunun kesinlikle yanlış olduğunu kaydetti.
CIA'nin şimdiki Başkanı Michael Hayden da, raporun yayımlanması kararının kendi tercihi olmadığını, ancak bu ay başında ABD Başkanı George Bush tarafından imzalanan yasa çerçevesinde Kongre tarafından öngörüldüğü için raporu yayımladığını bildirdi.
Ölümden sonra sizi ne bekliyor ?
Çoğunluğu Asya kıtasında olmak üzere milyonlarca insan ölüm sonrasına inanırlar fakat yaşamaya devam etmeyi de arzularlar. Ama Materyalist Çağ’da da ölüm bir gerçektir ve aynı korkuya yol açmaktadır. Ölümden söz etmek zor bir gerçektir. Öncelikli neden temel olarak psikolojik ve kültüreldir. Zira ölüm konusu tabudur. Ölümü sıkça düşünmek bizi o gerçeğe daha da yakınlaştıracağı düşüncesiyle korku doğurur.
Ölümden söz ettirmeyi zorlaştıran diğer bir neden ise kökünün dilin niteliğine kadar uzanmasıdır. Bu, ölümü bildiğimiz şeylerle kıyaslamamız anlamına gelir. En yaygın benzetme ölümle uykunun kıyaslanmasıdır gibi... Her zaman kendimize “ölmek, uykuya dalmaya benzer” deriz. Her ne olursa olsun, ölüm bir doğa konunudur ve hepimizin başından geçecektir. Belki bu sizin ilk ölümünüzdür belki de yüzüncüdür. Ölümü olabildiğince az korkutucu, rahatlatan, huzur veren ve yeni yaşama ilk adımı atmanızı sağlayan bir gerçek olarak düşünmeye çalışabilir miyiz? Cevap bazendir.
Ölümün korkunçluğu insandan insana değişir. Bunca yıllık alışılmış ortamı, eşimizi, dostumuzu, çocuklarımızı ve en önemlisi bedenimizi bu dünyada bırakırız. İyi ama herşeyi terkedersek neden doğuyoruz? Tabii ki evrimleşmek, bilgi alışverişinde bulunmak, ya da klasik cevap olarak da iyiyi kötüden ayırt edebilmek için. Bu bir görüş. Bizce ölüm iç karartan, göz yaşartan, ne zaman geleceği belli olmayan fakat mutlaka gerçekleşecek bir başlangıçtır. Evet, başlangıç diyoruz çünkü ruh için ölüm yoktur, ruh dünyada doğar, ahirette ya da spatyomda tekrar doğar ve yine dünyada doğar. Ruh bedeni terkeder ve başka bedenlerde yaşamaya devam eder. Ölüm bir son değil, öte alem yaşamının başlangıcıdır. Ama bunlar da birer inançtır…
Ruhsal alanda çalışan hiç kimse yaşam ve ölüm konusunda kendisine özgün düşüncelerin ötesine geçemez. Ciddi parapsikologların kabul ettiği gerçek ölüm ötesi olaylar çok nadirdir hatta bazılarına göre ölüm bir yana yaşam da bir istisnadır. Çok az sayıdaki araştırmacı, yaşam sonrası için önerilen modellere inanır, çoğunluk ise yaşam sonrasını uygun bir yaklaşım biçimi olarak görür, iyi bir uzmanın kanıtlarla inançları karıştırmaması gereği bu noktada açık olarak karşımıza çıkar. Parapsikologların çoğunluğunun bakış açısı basit, güvenli ve kuşkucudur. Böyle olması da doğaldır çünkü ulaşılan sonuçlar kısmen taraflı, çoğu zaman da tümüyle bireyseldir.
Kamuoyu olan biteni duymuyor veya duyurulmamakta ama artık bilim dünyasında, ölümsüzlük peşinde koşan, ölümsüzlüğü arayan ve hatta yakaladığını iddia eden gruplar var. Öte yandan, insan bedeninin ölmek için doğmadığı da iddia ediliyor; eğer ölümsüzlük fikri bilinçaltımızda yer alır ve hücrelerimize işlerse ölmeyebiliriz deniyor...
Aslında Batı dinleri cennetin yükselmiş bilincin diyarı olduğunu savunuyorlar. Duygusal sevinç doğu ve batı geleneklerin ortak fenomenidir. Harvard University yöneticisi Lawrence E. Sullivan batıdaki düşünce doğrultusunda cennetin sonsuz bir bayram ve eğlence yeri olduğunu iddia etmektedir. Gökyüzü, Tanrı’nın sevgiyle ve barışla yıkanmış yüzü önüne çıkana kadar, ruhun yaşadığı yerdir. Çoğu dünya dinlerinde ortak bir inanç var; Ölümden sonraki hayatın şartları dünyadaki davranışlara göre değişkendir. Öbür dünyada yaşadıklarımız dünyadaki hayat tarzımızın bir sonucudur. Doğuda kader deniyor batıda ise davranışlarımızın ahlaki neticeleri. İkisi de hayatımızı iyi yaşamaya mecbur edici.
“Visions Of The Afterdeath-Ölüm sonrası vizyonları” Proje: “Institude For The Study Of Afterdeath (ISA)”
Değişik kültürlerin ölüm sonrası inançları
Lider: Sukie Miller
Amaç: Amerikalıların ölüm üzerindeki tutumu için bir karşılaştırma olarak kullanıldı.
Cevaplar Hindistan’dan Sikhler’in, Brezilya’dan Guaraniler’in ve Nigerya’dan
Yorubalar’ın inançlarıyla karşılaştırıldı.
Denek kitle: 60.000 kişi
* İstatistikler, katılımcıların, öbür dünyada neşenin, sevincin ve ışığın var olduğu
görüşünde birleştiklerini gösteriyor.
* İnsanlar yaşlandıkça gelecek hakkında daha az iyimser oluyorlar. Bu insanlar öbür
dünyada sevincin ve huzurun var olmayacağını ve ölenle yaşayan arasında bir iletişim
bulunmayacağına inanıyorlar.
* Kadınlar, daha çok ölüm sonrasının kötü değil, daha ılımlı olduğunu düşünürken,
reearkarnasyona inanıyorlar.
* Erkekler ise, ölümden sonraki yaşamın varlığının bilimsel olarak kanıtlanması gereğine
inandırılmışlar ve ayrıca ölümden sonra duyu olarak yalnız kalacaklarına inanıyorlar.
* Şimdilerde ise ölüm ve ölüm sonrasıyla ilgili sorular sormaya yeni bir tür ilgi var. Batıda AIDS’den ölen genç bir nesil var. Bunlar ani ölümler değil, sürüp giden
hastalıklar. İnsanların düşünmek için zamanları var, ölüme karşı gelmeliler ve
hiddetlenmeliler.
* İstatistiklerden de anlaşılacağı gibi öbür dünya hakkında pozitif bir ümit var.
* Modern insanlar dini kökenlerine olan güçlü bağlılıklarını kaybetmiş gibi görünüyorlar.
Bir çoğu kiliseye gitmeye önem verilmeyen bir ortamda büyümüş, diğerleri ise
kiliseden vazgeçmişler. Bu insanlar, ölünce İsa’ya gideceğini söyleyen ölüm döşeğindeki büyük annelerine inanmakta gittikce zorlanıyorlar.
* Modern batıda ölüm güncel yaşamın bir parçası değil, dini kurumlar tarafından
organize edilen ve sisteme bağlanan dinsel bir olay olarak yaşanıyor. Diğerlerinde ölüm
kapılar arkasına saklanan bir şey değil, atmosfer ruhlarla dolu.
* Soykırım; Cases of Reincarnation from the Holocaust”un yazarı Rabbi Yonassan
Gersom diyor ki: “Musevi geleneğinin öğrettiği gibi her yaşam değerli ve kendi içinde
önemlidir. Bu yüzden ruh büyümeye devam ettiği gibi, özgürlük sonsuzlukta devam
ediyor.”
* Doğu dinleri değişik bir yol izliyorlar. San Jose State Üniversitesi’nde dinleri
karşılaştıran Prof. Kenneth Kramer’e göre, öbürdünya yolcusu bireysel yokolma fikrine bağlı olmamak için istiyor ve şöyle devam ediyor: “Bu bizi yüksek bilince bağlanmakta ve bizi sadece bir insan olmaktan kurtaran ve ebedi yapan şeydir.”
* Cehenneme inanç azalmıştır ama cennete olan inanç aynı kalmıştır. İnsanlar tanrının
onlara kötü birşey yapabileceğine artık inanmıyorlar. İyimserlik, ölümün çok güç ve acı dolu bir seyahat ile başladığını düşünen kültürlerle çatışıyor.